Istari
'Büyücü' kelimesi Quenya dilinde istar (Sindarin dilinde ise İthron) sözcüğünün bir uyarlaması olup, orta dünyanın tarihi ve de huyu suyu üzerine geniş ve derinlemesine bilgiye sahip olduğu iddiasında bulunan ve bu bilgisini her türlü yollarla açığa vuran bir çeşit (kendi deyimleriyle) 'tarikat' üyesini ifade eder.

Heren İsraion, diğer bir deyişle "Büyücüler Tarikatı"na üye olanlar sonraki (büyücü tabiri Quenya dilindeki istar sözcüğü gibi 'bilgeler' ve 'bilgiç kişiler' anlamına gelen tabirlerle de uyuşsa da) dönem efsanelerine konu olan büyücü ve sihirbazlarla pek benzeşmediği için, bu tabirin ne derece yerinde kullanıldığı tartışılır; onlar sadece 3.Çağ'da yaşayıp sonrasında Ardadan ayrılmışlardı ve belki de Elrond, Cirdan ve Galadriel haricinde hiç kimse, onların mensubu olduğu türün kökenini veya nereden geldiklerini keşfedememişti.

İnsan ırkı içinde kendileriyle ilişki kuranlar, (başlangıçta) onların gizlice yürütülen uzun çalışmalar sonucu engin bir bilgi birikimine sahip olmuş ve yetenek ile zanaatlar geliştirmiş insanlar olduğu kanısını taşıyordu. Orta Dünya'da ortaya çıkışları çok eskilere, 3.Çağın bininci yılına dek uzansa da, gerçek kimliklerini uzunca bir süre saklamışlar, orta yaşı çoktan geçtiği halde vücudunun dinçliğini muhafaza eden ve Orta Dünya ile bu kıtanın sakinleri hakkında olabildiğince fazla şey öğrenmek üzere devamlı olarak gezinen, fakat bunu yaparken sahip olduğu güçleri ve güttüğü amaçları dışa vurmauan birer insan görünümünde kalmışlardı.

Ama gücü tekrar yükselişe geçen Sauron'un gücünün çevreye yayılmaya başlaması, bu esrarengiz bilgeleri harekete geçirdi ve bıkıp usanmaksızın Gölge'nin genişlemesinin önünü alacak yollar aramaya, Elfler ve İnsanları ufukta görünen tehlikeye karşı uyarmaya giriştiler. Dört bir yana yaptıkları seyahatler ve pek çok konuyu deşeleyip , pek çok meseleye burunlarını sokmaları, onların hakkında türetilen söylentilerin geniş bir coğrafyaya yayılmasına yol açmıştı; kendi türleri yaşlanıp ölürken aradan nesiller geçtiği halde büyücülerin dış görünüşünün (bir miktar yaşlanma belirtisi gösteren kimileri dışında) aynı kaldığını gözlemleyen insanlar, onların ölümsüz olduğuna inanmaya başladı. Bu durum onları seven insanları bile ürkütmüş ve bir zamandan sonra onların Elf soyundan geldiği fikrinin akıllara yerleşmesine sebep olmuştu.

Ama işin aslı öyle değildi. Çünkü onlar, Batı Diyarından yola çıkıp Büyük Denizi aşarak orta Dünya'ya gelmişti; fakat bu gerçeği, onların kıtaya ayak basışına tanık olan ve bu sırrı onca zaman saklayan, Gri Limanların Efendisi ve Üçüncü Yüzüğün Bekçici Cirdan'dan başka kimse bilen yoktu.

Bu büyücüler, Orta Dünya'nın işleri ile halen ilişiğinin kesmemeiş olan Batının Efendileri olan Valar tarafından, yeniden kıpırdanmaya başlayan Sauron'a karşı direnişi örgütlemek için gönderilen Maia ruhlarıydı. Nitekim Eru'nun da rızasını alan Valar, mensup oldukları üstün yetilere haiz sınıfın bazı üyelerini, dünya üzerindeki yaşama özgü doğal korkular, acılar ve yorgunluklardan muaf tutulmaksızın, açlık, susuzluk ya da öldürülme sonucu hayatı son bulabilecek gerçek birer insan kılığına bürünmek şartıyla göndermişlerdi. Yani hiç ölmüyorlar ama gösterdikleri gayret ve çalışma, onları yıldan yıla yaşlanma ve yıpranma emareleri göstermelerine neden oluyordu, o kadar.

Valar bunu yaparken şunu düşünmüştü; geçmişte yaptıkları hataları, özellikle de kendi güçlerini ve haşmetlerini en ileri noktada sergilemek yoluyla Eldar'ı koruma ve diğer topluluklardan tecrit etme politikasının yol açtığı olumsuzlukları telafi etme arzusuydu. Bu doğrultuda onların gönderdikleri temsilciler, yeteneklerini sınırsızca sergileyip güç gösterisi yoluyla Elfler ve İnsanların iradesi üzerinde etki sahibi olmaktansa, zayıf ve mütevazi bir görünüm edinerek onlara tavsiyelerde bulunup, iyilik yolunda ilerlemeye teşvik etmeye niyetlenmişlerdir.

Bu tarikatın mensupların kesin sayısı bilinmemektedir, ama Dunedain ve torunları ile elflerin anlatageldiklerinden anladığımız kadarıyla beşi öne çıkıyordu.

Kıtaya ilk ayak basan, gerek dış görünüşü gerekse tavırları itibariyle soylu bir duruşa sahip olan, kuzgun gibi siyah saçları ve gür ve pürüzsüz bir sesi olan, maharetli elli, beyaz elbiselere bürünmüş bu kişi, Eldar tarafından dahi, tarikatın lideri kabul edilen Ak Büyücü'ydü.

Karaya çıktıklarında ona başkalarıda eşlik ediyordu: Bunların ikisi deniz mavisi, biri toprak rengi giyisiler giymişti; içlerinde kıdem bakımından en alt basamakta olduğu anlaşılan ve boyca diğerlerinden daha kısa olan sonuncuları ise, ileri yaşı dolayısıyla daime bir değneye yaslanarak yürüyen gri sakallı ve gri elbiseli biriydi. Fakar Cirdan, daha Gri Limanlar'daki ilk karşılaşmalarında, beş bilge içinde en büyük ruh gücüne ve de zekaya sahip olanın griler içindeki bu gösterişsiz ihtiyar olduğunu sezinlemiş ve ona derin bir saygıyla yaklaşarak Kızıl Narya olarak da anılan Üçüncü Yüzük (üç elf yüzüğünden)'ü onun himayesine bırakmıştı. "Seni zorlu uğraşların ve büyük tehlikelerin beklediğini hissediyorum." demişti ona yüzüğü sunarken. "Bu yüzüğü yanında bulundur ki, üstlendiğin görevi yerine getirmekte zorlanırsan ve bitkin düşersen, onun yardımına başvurasın. Onu gizli tutmam kaydıyla bana emanet edilmişti bu yüzük, fakat burada, batının bu uzak kıyılarında atıl kalıyor; oysa içimden bir ses, bizi bekleyen günlerde onun benimkinden daha çok hünerli ellerde kullanılmasının daha uygun olacağını söylüyor." Böylece yüzük Gri Büyücüye geçti.

Lakin, Ak Büyücü zaman içinde durumu sezdi ve her türlü gizemi ortaya çıkartmak gibi bir hüneri de olduğundan, Narya'nın Gri Büyücüde olduğunu öğrendi ve onu içten içe kıskanmaya başladı. Ak Elçi zaman içinde Elfler arasında Curunir, yani Kurnazca Yöntemlerin Ustası; Kuzeyli insanların dilinde ise Saruman şeklinde anılmaya başlandı. Ancak bu, onun pek çok diyar gezip dolaştıktan sonra nihayet Gondor'a gelip yerleşmesinin ardından olmuştu.

Mavi elbiseli iki büyücü hakkında ise batı diyarlarında çok az şey bilinir ve onlara "Mavi Büyücüler" anlamına gelen Ithryn Luin dışında herhangi bir isim konmamıştır; çünkü bunlar Curunir ile beraber Arda'nın doğusuna gitmiş ve asla geri dönmemişti. Gönderilme gerekçelerini teşkil eden görevleri yerine getirmek üzere orada mı kaldılar yoksa yolda helak mı oldular, ya da bazılarının iddia ettiği gibi Sauron tarafından tuzağa düşürülüp onun kölesi haline mi geldiler, bilinmez.

Bunların hiçbiri de imkansız değildir. Ne de olsa onlar İstari de olsalar, bedenen benzeştikleri Elfler ve İnsanlar gibi hedefibi boşlama ve normalde iyiliğe ulaşmak için kullanması gereken gücün etkisinde kalıp doğru yoldan sapma aczi gösterebilirlerdi. Saruman buna en iyi örnektir. Zaten İstariler, yeni bedenlere bürünerek gelmiş ruhlardı. Yavaş yavaş biriken deneyimleri sonucu pek çok şeyi sil baştan öğrenmek zorunda kalmıştı ve nereden geldiklerini akıllarının bir köşesine kazımış olsalar da, Kutsal Diyar'ın hatırası zihinlerinde giderek silikleşmiş, fazlasıyla özlemini çektikleri uzak bir hayal haline gelmişti. Böylelikle, hür iradelerinin yardımıyla bir yandan sıla hasretine diğer yandansa Sauron'un hilelerine katlanarak, yaşadıkları zamanın kötülüklerini alt etmeye çabaladılar.

İstari içinde gerçek amacına sadık kalan yegane büyücü Gri Büyücüydü. Zira kıtaya ondan bir önce ayak basan Radagast da, Orta Dünya'nın yabanıl ortamında yaşayan sayısız hayvana ve kuşa gönlünü kaptırmış, Elfler ve İnsanlardan kendini gittikçe daha da uzaklaştırmış, sonunda onlardan tamamen koparak, tüm vaktini vahşi doğanın bağrında, hayvanlarla geçirmeye başlamıştı. Adını da bu özelliğinden alıyordu. Eski Numenor dilinden alınma bir söcük olan Rdagast'ın 'Hayvanlarla İlgilenen' manasına geldiği söylenir.

Diğer yandan, Curunir 'Lan, yani Ak Saruman, uğruna Orta Dünya'ya gönderildiği yüce amaca sırt çevirip, giderek artan kibrin ve güç arzusuyla gücün esiri olmuş, Sauron'un yerine geçmeyi aklına koymuştu. Ama onu tuzağa düşürmeye çalışırken, onun tuzağını düşüp hizmetine giren Saruman oldu.

Orta Dünya'ya en son gelene, Elfler kendi arasında Mithrandir, Yani Gri Seyyah adını takmıştı; çünkü ne sabit bir evi bulunan ne de refah edinme veya kendisine takipçi kitlesi toplama sevdasında olan bu büyücü, Gondor'dan Angmar'a, Lindon'dan Lorien'e kadar bütün Batı diyarları boyunca hiç durmadan seyahat ediyor, ihtiyacı olanlara dar zamanlarda yarım ederek tüm iyiliksever halkların dostluğunu kazanıyordu. İçten ve hevesli bir ruha sahipti. Elbette bunda taşıdığı yüzük Narya'nın da etkisi vardı. Ayrıca üstlenmiş olduğu görevin yanı sıra doğası gereği de Sauron'a karşı düşmanlık besliyor, her fırsatta çaresizlerin ve sıkıntıda olanların yardımına koşarak, çevresindeki her şeyi bir alev denizine bulayıp yalayıp yutmak isteyen karanlık güce karşı duruyordu; ama gerek coşkuya kapıldığı gerekse aniden gazaba geldiği vakit duygularını bedenini sarmalayana benzer kül grisi bir pelerinin altına adete gizlemesi, kendisini yakından tanıyanlar dışında hiç kimsenin onun yüreğinde kor gibi yanan ateşi fark etmemesini sağlıyordu.

Kuzey ülkelerin insan kavimlerinde ona Gandalf; yani eli asalı elf deniyor. Buna iki neden vardı; ilki başta da dediğimiz zaman içinde yaşlanmadıklarını görmeleri insanların bu elçilerin elf kanı taşıdığını düşünmelerine neden olmuştu; ikincisisi ise sürekli bir asaya dayanarak yürümesiydi. Elf olduğunun düşünülmesine bir diğer nedende çeşitli elemenleri kullanarak, özellikle ateşi, büyüler ve gösteriler yapmasıydı(elf büyüleri ünlüdür). Sauron ortaya yeniden çıkınca temkinli ve gayretli bir çalışma ile herkese destek olmuş, örgütlemiş ve savaşmıştır. Hatta bir ara bir Balrog tarafından öldürülmüş, ama ona ihtiyaç duyulduğu için yeniden Ardaya gönderilmişti. Lakin bu sefer Ak Gandalf olarak. Sonunda da Sauron tamamen yok edilip, tehdit ortadan kalkınca o da sonsuza kadar Orta Dünya'yı terk etmiş ve özlem duyduğu evine geri dönmüştür.

Aynı şekilde, Sauron'un hizmetine girerek, davasına ve yoldaşlarına ihanet eden Saruman da yok edilmişti. Valar ona neresini uygun görüldü bilinmez, lakin Bitmemiş Öykülerden anladığımız kadarıyla bu yer Mandosun Salonları değildir. Zira ruhunun sürgün edildiği ve ne bedenen ne de ruhen geri gönderilmediği yazılır. Kişisel tahminim; Sauron ile gün sayıyorlardır.

Istari'nin Seçilişi

Manwé tarafında toplantıya çağrılan Valar, bir karar vermek zorundaydı. Sauron'un gücüne karşı Arda halkını örgütleyip destekleyecek üç elçi seçilip gönderilecektir. Lakin bu elçiler kim olmalı? Oraya gönderilecek elçiler aslen Sauron'a denk güçte olanlar içinden seçileceklerdir ama güçlerinden feragat etmesi ve Elflerle gerekse insanlarla eşit şartlarda ilişki kurup onların güvenini kazanabilmek açısından ete kemiğe bürünmesi gerekiyordu. Ama bu zorunluluk ön görülerini ve bilgilerini kısıtlayıp onları somut varlıklara özgü korkular, endişeler ve acizliklere maruz bırakacağından, son derece büyük bir tehlike arz ediyordu.

İlk aşamada yalnızca iki aday öne çıktı; Aulé tarafından seçilmiş olan Curumo ve konseye Oromé'nin buyruğu ile katılan Alatar. Bunun üzerine Manwé, Olorin'in nerede olduğunu sordu. Olorin yeni bir yolculuktan dönmüştü ve kalabalık konseyde bulabildiği boş bir yere, en uçlardaki bir boşluğa oturmuştu. Olorin griler giymişti. Manwé'nin ona seslenmesi üzerine ayağa kalkıp kendisinden ne tür bir aruzu olduğunu sordu. Manwé de bunun üzerine, üçüncü temsilci sıfatıyla onun da Arda'ya gitmesini istedi. Manwe seçme nedeni olarak yıkımdan sağ kalmış Eldar ile olan dostluğuna dem vurmuştu. Bunun üzerine Yavanna'nın ricası üzerine Curumo (Saruman) Aiwendil'i (Radagast) yanına alırken(çünkü Yavanna, hizmet ettiği Aulé'nin karısıdır ve efendisini memnun etmek istemektedir.), Alatar da dostu Pallando'yu yanına aldı.

Tüm bu olanlar içerisinde çok ironik bir nokta vardır ki o da Sauron ve Saruman'ın Aulé'nin Maiarı olmasıdır.


Yazar : Lthien Elensar
Bu yazı  9111  kez görüntülendi.
25.05.2014 17:28:31
Yorum Yaz
Rumuz :  
Yorum :  
Yorumları Oku
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
Ak Divan
Orta Dünya'nın Bilgeleri
Tüm Hakları Saklıdır © 2014-2019