Hobbitler
Hobbitler insan ırkıyla akrabalıkları olan kadim bir halktır. Topraktaki oyuklarda yaşarlar. Kulakları delik, gözleri keskindir. Yüzleri genellikle güzelden ziyade neşeli, gözleri parlak, yanakları kırmızı, dudakları her an gülmeye, yemeye ve içmeye hazırdır. Sık sık ve gönülden gülerler, her zaman için en basit şakalardan hoşlanırlar. Barışı, huzuru ve iyi sürülmüş toprağı çok severler. En çok sevdikleri uğrak yerleri derli toplu, güzelce ekilip biçilmiş kırlık yerlerdir. Konforlarını hiçbir şeye değişmezler ve yemeğe çok düşkündürler. Günde altı öğün yemek yerler buna rağmen bir öğünü bile kaçırmak istemezler. Yemeklerden sonra ise dışarı çıkıp meşhur pipolarını tüttürmek onlar için büyük bir zevktir. Dost canlısıdırlar. Partilere ve cömertçe hediyeler alıp vermeye bayılırlar. Yapı olarak kilo almaya müsait canlılardır. Ancak bu özelliklerine rağmen çevik ve marifetlidirler. Karşılaşmak istemedikleri biri yollarına çıkarsa hızla ve sessizce kaybolma sanatına sahiptirler.

Cücelerden daha kısa boylu sayılmasalar da, onlar kadar sağlam yapılı ve tıknaz değillerdir. Boyları 60 santim ile 120 santim arasındadır. Ancak “Boğakükreten” Bandobras Took’un boyunun bir buçuk metre olduğu ve gerçek bir ata bile binebildiği söylenir.

Başta sarı ve yeşil olmak üzere canlı renkler giymeyi severler. Fakat ayaklarının kösele benzeri tabanları olduğu ve üzerleri genellikle kahverengi olan saçları gibi sık kıvırcık tüylerle kaplı bulunduğu için çok nadiren ayakkabı kullanırlar.

Uzun ve maharetli parmaklara sahiptirler. Bu sayede birçok kullanışlı ve zarif eşya yaparlar. Alet kullanmada yetenekli olmalarına rağmen demirci körükleri, su değirmenleri veya el dokuma tezgâhlarından daha karmaşık makinalardan anlamazlar. Ayakkabı giymedikleri için gelişmemiş olan tek zanaatları kunduracılıktır.

Hayattaki amaçları soylarının adını onurla taşımak ve saygın bir yaşam sürmektir. Hobbitler arasında saygınlığın ölçüsü olabildiğince dolu bir kilere sahip olmak, esrarengiz bir yaşam sürmemek ve hiçbir maceraya katılmamaktır. Savaşlardan ve büyülerden uzak, sessiz, mutlu ve bol konforlu bir hayat istedikleri yegâne şeydir.

Hobbitlerin başlangıcı, artık kaybolmuş ve unutulmuş olan Eski Günler'e dayanır. Sadece Elfler hâlâ o yitip giden zamanların kayıtlarını saklarlar. Ancak bu kayıtların içinde bile insanlar çok az görünür, Hobbitlerin ise hiç sözü edilmez. Zaten Hobbitler, "Büyük Ahali" dedikleri insanlar ve Elflerle karşılaşmak istemez, genellikle uzak dururlardı. Ancak daha sonra onlardan korkmaya ve kendilerini gizlemeye başlamışlardır. Yine de, diğer halkların onların varlığını fark etmesinden epey yıllar önce Hobbitlerin Orta Dünya'da sessiz sakin yaşamakta olduğuna şüphe yok. Dünya sayılamayacak kadar garip yaratıklarla dolu olduğu için bu minik halk diğerleri tarafından pek de önemli görülmemiştir.

Hiçbir zaman, Hobbitlerin hiçbir ırkı savaşçı olmamıştır ve kendi aralarında hiç savaşmamışlardır. Eski zamanlarda, elbette, zorlu bir dünyada hayatta kalabilmek için savaşmak zorunda kalmışlardı. Shire sınırları içinde yaşanmış olan iki savaş vardır. Birincisi Bandobras Took'un Ork istilasını bozguna uğrattığı Yeşil Ovalar Savaşı'dır. Diğeriyse Tek Yüzük’ün yok edilmesinde rol sahibi olan Frodo, Sam, Merry ve Pippin’in geri döndüklerinde Shire’in Saruman tarafından ele geçirilmiş olduğunu gördükleri ve ayaklanma başlattıkları Subaşı Savaşı'dır. Bu savaşta 5 Istari’den biri olan Saruman ölmüştür.

Hobbitler üç değişik soya ayrılmışlardır: Kılayaklar, Ülkenler ve Samanpostlular.

Kılayaklar
daha esmer, daha küçük ve kısa, sakalsız ve çizmesiz Hobbitlerdir. Elleri ve ayakları düzgün, hünerlidir. Yüksek yerleri ve dağ yamaçlarını severler.

Kadim zamanlarda Kılayaklar'ın Cücelerle çok alışverişi vardı ve uzun süre dağların eteklerinde yaşadılar. Batıya en önce gelenler onlardır. Diğerleri hâlâ Yabaneller'de oyalanırken onlar Eriador üzerinden Fırtınabaşı'na kadar uzandılar. Bunlar Hobbitlerin en normal, en tipik örnekleri ve en kalabalık olanlarıdır. Bir yere yerleşip atalarının tüneller ve delikler içindeki yaşayış biçimlerini muhafaza etmeye en çok eğilimi olanlar da bunlardır.

Ülkenler daha cüsseli, daha ağır yapılıdır. Elleri ve ayaklan daha iridir. Ovaları ve nehir kıyılarını tercih ederler.

Ülkenler uzun süre Ulu Nehir Anduin'in kıyılarında oyalandılar. İnsanlardan daha az çekiniyorlardı. Onlar da Kılayaklar'dan sonra batıya geldiler ve Gürültülüsu'yu izleyerek güneye indiler. Orada, Tharbad ile Garpeli sınırının arasında epey bir zaman yaşadıktan sonra yeniden kuzeye göç ettiler.

Samanpostluların tüyleri ve ciltleri daha açık renklidir ve diğerlerine nazaran daha uzun ve incedirler. Ağaçları ve ormanlık ülkeleri çok severler.

Sayıca en küçük soy olan Samanpostlular kuzey kolunu oluşturuyordu. Diğer Hobbitlere nazaran Elflerle daha dostça geçiniyorlardı ve el işçiliğinden çok, dilde ve müzikte maharet gösteriyorlardı. Eskiden beri çiftçilikten çok avcılıktan hoşlanırlardı. Ayrıkvadi'nin kuzeyindeki dağları geçtiler ve Akpınar Nehri'nden aşağıya indiler. Kısa bir süre sonra Eriador'da onlardan önce oraya gelmiş olanlarla karıştılar fakat biraz daha cesur ve maceraperest olduklarından Kılayak ve Ülken klanları arasında sık sık lider ve reis konumuna geldiler. Bilbo Baggins’in zamanında dahi, Tooklar ve Erdiyarı’nın Efendileri gibi büyük ailelerde Samanpostlu soyunun güçlü kanı kendisini gösteriyordu.


Yazar : Elrond
Bu yazı  8636  kez görüntülendi.
18.04.2014 15:16:33
shire
Yorum Yaz
Rumuz :  
Yorum :  
Yorumları Oku
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
Ak Divan
Orta Dünya'nın Bilgeleri
Tüm Hakları Saklıdır © 2014-2019