Thorin Meşekalkan
Thorin Meşekalkan

Ölümsüz Cüce Kralı Durin soyundan gelme, Thror’un torunu, II. Thrain’in oğlu II. Thorin Üçüncü Çağ’ın 2746 yılında Erebor’da doğdu. Thorin’in Frerin adından bir erkek kardeşi, Dis adında bir kız kardeşi vardı. Cücelerin sonu gelmez zenginlikleriyle dolu olan Erebor’un en görkemli zamanları Thorin’in çocukluk ve ilk gençlik dönemleridir. Fakat bu görkemli zamanlar; altına en az cüceler kadar sevgi duyan zamanın en korkunç ejderhasının, Smaug’un, Erebor’a saldırmasına neden oldu. Ejderha Smaug Dağ’a saldırınca Thror, Thrain ve Thorin sadece kralların bildiği gizli kapıdan kaçabilmeyi başardılar. Hayatta kalanlarla birlikte göçebe bir halk olarak yaşamlarını sürdürdüler. Öyle ki Erebor tahtının varisi hayatta kalabilmek için geçici de olsa Dunland’de kömür madenlerinde çalışmak zorunda kaldı. 2790 yılında büyükbabası Thror, Moria’yı orkların elinden almak için gittiğinde orkların lideri Azog tarafından öldürülünce Cüce-Ork Savaşları çıktı. Bu savaşların son ayağı Azanulbizar Muharebesi’nde kardeşi Frerin’i kaybetti. Moria’nın doğu kapılarında gerçekleşen bu savaşta Thorin, kalkanı parçalanıp da bir meşe parçasını kendisine kalkan yapınca “Oakenshild” yani “Meşekalkan” lakabını aldı. Dedesini öldüren Ork Lideri Azog, Thorin’in kuzeni Dain tarafından öldürüldü. Babası ise tek gözünü kaybetti. Savaştan sonra babası ile birlikte Dunland’e döndü. 2802 yılında Eriador’a göç ettiler ve Mavi Dağlar’a yerleştiler. Thrain artık yaşlanıyordu ve Erebor zenginliklerini bir kez daha göremeden ölmek istemiyordu. Erebor’un gizli kapısına ulaşmasını sağlayacak olan haritayı ve gizli anahtarı alıp Balin ve Dwalin isimli iki cüce ile birlikte yola çıktı. Balin ve Dwalin Thrain’i gören son kişilerdir tabi eğer yaşlı bir büyücüyü saymaz iseniz…

Artık Erebor tahtının sahibi, Dağ’ın Altındaki Kral Thorin idi. Yaşı az değildi ama yine de gençlik ateşi sönmemişti. Erebor’a, o muhteşem zenginliğin varisi olduğu zamanlara büyük bir özlem duyuyordu. Dedesi bir ork tarafından öldürülmüş ve babası kayıp olmuştu, nerede olduğunu bilen yoktu, sahibi olduğu Yalnız Dağ ise içindeki sonsuz zenginlikle birlikte Dehşetli Smaug’un ini haline gelmişti. Gün geçtikçe öfkeleniyor, intikam ateşiyle yanıp tutuşuyordu. Bir ordu kurup dağa saldırmayı düşünüyordu düşünmesine ama nasıl yapacaktı? Bir seyahati sırasında Bree’de konaklarken yaşlı büyücü Gandalf çıkageldi ve Thorin’e akılcı bir plan sundu. 13 cüce bir de hırsız dağa girip hazineyi alacaklardı. Gandalf, Dağ’ın gizli kapısının anahtarını ve haritayı Thorin’e verdi. Erebor Görevi başlıyordu…

3 Erebor cücesi; Ori, Nori, Dori, 3 Moria cücesi; Bifur, Bofur, Bombur, 4 Durin soyundan akraba cüce Balin, Dwalin, Gloin, Oin, Thorin’in kız kardeşi Dis’in oğulları; Fili, Kili, Thorin ve bir Hobbit olan Bilbo Baggins ile birlikte kafile tamamlanmış oluyordu. Kafile Çıkın Çıkmazı’ndan yola çıktı. Yolda birbirinden tehlikeli maceralar yaşayacaktı. Ama bunlardan ilki Troller ile olandı. Troller tarafından alıkonulan kafile Gandalf tarafından kurtarıldı. Trollerin bu maceraya Thorin adına katkısı ünlü Cüce-Goblin savaşlarında kullanılan ‘Orcrist’ yani ‘Goblin Uçurucu’dur. Troller etkisiz hale getirildikten sonra mağaralarına giren kafile çok değerli silahlar buldu; Thorin içinse bu, etrafta Goblin olunca mavi mavi parlayan elf yapımı Orcrist’tir. Trolbükü’nden sonra Thorin ve kafilesi Ayrıkvadi’ye vardılar. Ayrıkvadi’nin efendisi Elrond onlara Trolbükü’nde buldukları kılıçların hikayesini anlattı ve Gizli Kapı’nın nasıl açılacağını söyleyen haritayı tercüme etti.


Stand by the grey stone when the thrush knocks
The setting sun with the last light of Durin’s Day will shine upon the keyhole.

Ardıçkuşu gagalarken gri taşın yanında dur.
Batan güneş Durin Günü’nün son ışığıyla anahtar deliğinde parlayacaktır.


Durin Günü yani cücelerin yeni yıllarının ilk gününde Erebor’un gizli kapısında olmaları gerekiyordu. Kaybedecek vakit yoktu, Elrond’un evindeki kısa dinlenmeden sonra yola çıktılar. Dağlarda taş-devlerden korunmaya çalışırken goblinlere yakalandılar. Büyücü Gandalf yine imdatlarına yetişti ve onları Goblin Kralı’nı öldürerek kurtardı. Ama bu onları goblinlere savaşmaktan kurtaramadı. Thorin’in Orcrist’ini ve Gandalf’ın Glamdring’ini gören goblinler korkuya kapılsalar da savaşmaktan vazgeçmediler. Kafile Goblin Tünelleri’nden çıkana dek birçok goblin bu yüce kılıçlar tarafından öldürüldü. Goblin Tünelleri’nden çıkmış olsalar dahi goblinler her yerde onları arıyordu ve bulunmaları an meselesi idi. Nihayet Warglar ve Goblinler tarafından ağaçların tepesine kıstırılan kafile kartal reisi Gwahir ve kartalları tarafından kurtarıldı. Kartallar onları Kocaoğlan’a bıraktılar ve kafile de bir şekil değiştiren olan Beorn’un evine konuk oldu. Beorn’un tavsiyeleri ve yiyecekleri ile birlikte Kuyutorman’a doğru yola koyuldular. Kuyutorman girişinde Gandalf kafileden ayrıldı. Kuyutorman’da örümcekler tarafından yakalandılar ve Thorin hariç hepsi Bilbo’nun sihirli yüzüğünün yardımıyla kurtuldular. O kargaşada Thorin’i unutmuşlardı. Thorin Kuyutorman’da yaşayan Orman Elfleri tarafından esir alındı ve zindanlara atıldı. Thorin’in yokluğunu fark eden kafile de çok geçmeden Thorin’e katıldılar. Fakat ne kafile ne de Thorin aynı zindanlarda olduklarını bilmiyorlardı. Thorin kafilesini kaybetmiş ve hiç anlaşamadığı daha az bilge daha fazla tehlikeli Orman Elfleri trafından alıkonulmuştu. Gerçi o hiçbir elfi sevmezdi, hiçbir cücenin hiçbir elfi sevdiği görülmemiştir. En azından o zamanlar görülmemişti. Thorin gittikçe umutsuzluğa kapılıyordu öyle ki Elf Kralı Thranduil ile bir anlaşmayı yapmayı bile aklından geçiriyordu ara sıra. İşte tam o sırada Bilbo geldi ve kafilesinin de orada olduğunu iyi bir kaçış planı yapana kadar sabretmesini söyledi. Thorin yeniden umutla dolmuştu. En başından beri küçümsediği bu Hobbit’e saygı duymaya başlamıştı. Tabii cüce gururunun elverdiği yere kadar…

Bilbo’nun sihirli yüzüğü ve zekasıyla fıçıların içinde de olsa Dağ’ın yakınlarındaki Göl Kasabası’na ulaştılar. Göl insanlarıyla ve onların efendileriyle konuşup Dağ’ın Altındaki Kral’ın geri döndüğünü, şarkılarda bahsedilen kehanetin gerçekleştiğini söylediler. Zenginlik ve şan bu topraklara yeniden hüküm sürecekti… Tabi ki büyük bir coşkuyla karşılandı bu sözleri. Kasaba’da dinlendiler, umut verdiler güç topladılar ve bir süre sonra kafile yine yollara düştü. Thorin mutluydu, coşku doluydu. Kendinin olanı alacaktı, yıllardır hazineyi sanki kendisininmişçesine sahiplenen Smaug’tan intikamını alacaktı. Yaşı az değildi ama gençlik ateşi sönmemişti demiştik ya… Sonunda Dağ’a ulaştılar. Durin Günü’nde içeri girdiler ve Hırsız’ın Smaug ile görüşmeleri başladı. Smaug öfkelendi ve Göl Kasabası’nı yerle bir etti. Göl Kasabası’nın asıl sahibi Girion Soyu’ndan gelme Okçu Bard’ın Kara Ok’u ile Smaug öldü ve Thorin Meşekalkan, Dağ’ın Altındaki Kral, tüm hazinenin sahibi oldu. 13 tane cüce bir de Hobbit her gün hazneyi sınıflandırıyor ölçüyor tartıyorlardı. Thorin saatlerce altın yığınlarının üstüne oturup muhteşem hazinesini seyre dalıyordu. Zamanında birçok cücenin düştüğü o tarifi imkansız altın aşkına Thorin de kapılmıştı. Tabii bir de Arkentaşı vardı. Yana döne onu aramıştı ama hiçbir yerde yoktu. Cücelere emir vermiş bulup da vermeyen olduğu takdirde o kişiyi cezalandıracağından bahsetmiş tehditler savurmuştu ama Arkentaşı yoktu. Thorin altınlarla kendini kaybededursun Smaug’un öldüğünü duyan ve hazineden pay almak isteyen herkes Erebor eteklerine dayanmıştı bile. Bu duruma çok sinirlenen Thorin kuzgunlar vasıtasıyla kuzeni Dain’e yardım çağrısında bulundu. Kapılarında Okçu Bard komutasında insanlar, Thranduil komutasında elfler vardı ve hazineden pay istiyorlardı. Thorin bu duruma gerçekten çok öfkelenmişti hadi insanlar bir nebze haklıydılar belki, bunu içten içe kabul ediyordu dillendirmese de, ama elflerin ne işi vardı kapılarında? Thorin tam manasıyla öfkeden deliye dönmüştü. Birde kuşatmacılar ellerinde Arkentaşı ile takasa geldiklerinde taşı düşüncesizce onlara vermiş olan Bilbo’yu kuşatmacılara savurdu. Yine de Arkentaşı’na duyduğu sevgi öylesine büyüktü ki Bilbo’nun 14’te birlik payına karşılık Arkentaşı’nı almayı kabul etti. 




Gel gelelim Smaug’un hazinesinden pay almak isteyen sadece insanlar ve efler değildi. Dain’in gelişinden çok kısa bir süre sonra goblinler ve warglar Azog oğlu Bolg komutasında Erebor eteklerine vardılar. Tarihe “Beş Ordular Savaşı” olarak geçen savaş işte tam bu sırada meydana geldi. Dain’in cüceleri insanlar ve elfler goblinlere karşı ittifak yaptılar. Dağ’ın Altındaki Kral ve 12 yoldaşı bir anda dağdan çıkıp önlerine çıkan bütün goblinleri öldürüyorlardı. 



Thorin bağırıyordu;
“Bana gelin! Bana gelin! Elfler ve İnsanlar! Bana gelin! Ey benim akraba halkım!

İşte bu bir cücenin altın hırsının yanında ne kadar cesur olabileceğinin kanıtıdır. Öyle ki altın hırsı kadar hatta belki daha fazla…



Korkunç bir savaştı. Fili ve Kili Kral’ı korurken öldürüldüler. Ufukta kartallar göründüler ve savaş nerdeyse kazanılmıştı. Fakat Thorin çok ağır yaralanmıştı. Şekil değiştiren Beorn öfkesinden daha da büyümüş bir halde gelip Bolg’u öldürdü ve Thorin’i o karmaşadan çıkardı. Thorin yaptığı hatanın farkına varmıştı. Ama artık bu dünyadan gitme vaktiydi. Eski dostu Bilbo ile vedalaştı, onun gönlünü aldı ve gitti.




Thorin Meşekalkan Erebor’un en derin salonlarından birine gömüldü. Bard Arkentaşı’nı Thorin’in göğsünün üstüne yerleştirdi.

“Ölmüşlerin anlaşmalarına saygı göstermek bizim için şereftir ve Arkentaşı’da şimdi onun elinde”
-Bard-

Elf Kralı Thranduil de Orcrist’i mezarının üstüne koydu. Öyle ki şarkılarda eğer düşmanlar yaklaşacak olursa kılıcın karanlıkta pırıl pırıl parladığı ve cücelerin kalesine habersiz yaklaşılamayacağı söylenir.


Yazar : Nienna
Bu yazı  10692  kez görüntülendi.
07.03.2014 18:09:08
thorin 2 thorin 3 thorin 4
Yorum Yaz
Rumuz :  
Yorum :  
Yorumları Oku
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
Ak Divan
Orta Dünya'nın Bilgeleri
Tüm Hakları Saklıdır © 2014-2018