Dört Gözle Beklenen Davet
Bilbo Baggins hem çok zengin hem de acayip biriydi. Ayrıca tuhaf bir biçimde ortadan yok olup beklenmedik bir şekilde geri dönüşünden beri Shire'ın merak konusuydu. Yolculuklarından alıp getirdiği servet yöresel bir efsane halini almıştı bile. Hemen hemen herkes Çıkın Çıkmazı'ndaki Tepe'nin ağzına kadar define dolu tünellerle örülü olduğuna gerçekten inanıyordu. Tüm bunların dışında Bilbo’nun ününe ün katan, hayret verici bir özelliği daha vardı: bitmek bilmeyen dinçliği. Zaman, akıp gitse de Bay Baggins'e pek etki etmiyor gibiydi. Doksan yaşındayken, elli yaşındaki halinden pek farklı görünmüyordu. Doksan dokuz yaşında ona yaşını göstermiyor demeye başladılar. Fakat yaşlanmıyor demek daha doğru olurdu. Başlarını sallayıp böyle bir şeyin haddinden fazla iyi olduğunu söyleyenler de vardı. Bir kişinin, hem bitmek tükenmek bilmeyen bir servete, hem de ebedi bir gençliğe sahip olması haksızlıktı. "Bunun hesabını verecektir." diyorlardı. "Bu doğal bir şey değil, sonu selamet olmaz."

Bilbo doksan dokuz yaşına geldiğinde Frodo'yu evlat edinip onu varisi yapmış ve bundan sonra yaşamını sürdürmesi için Çıkın Çıkmazı'na getirmişti. Frodo’yla doğum günleri aynı tarihteydi, Eylül’ün yirmi ikisi. "Frodo, en iyisi sen de gel burada yaşa evlat." demişti Bilbo. "O vakit yaş günlerimizi rahatlıkla birlikte kutlayabiliriz." O zamanlar Frodo daha ara yıllarındaydı. Bu, hobbitlerin çocukluk yılları ile reşit oldukları otuz üç yaş arasındaki yirmili yaşlarıdır. Aradan on iki yıl daha geçmiş, Bagginsler Çıkın Çıkmazı'nda her yıl son derece canlı geçen çifte yaş günü davetleri vermişlerdi. Fakat artık bu güz, oldukça beklenmedik bir şeylerin tasarlanmakta olduğu anlaşılıyordu. Bilbo yüz on bir yaşına basacaktı. 111 bir hayli ilginç bir sayı ve bir hobbit için son derece saygın bir yaştı. Yaşlı Took bile sadece 130 yaşına ulaşabilmişti. Ve Frodo 33 yaşında olacaktı. Bu da önemli bir sayıdır, "rüştüne erme" zamanı.

Eylül ayına gelindiğinde Hobbitköy ile Subaşı'nda, çeneler durmak nedir bilmedi ve yaklaşmakta olan davetin söylentileri tüm Shire'da gezinmeye başladı. Davette havai fişek gösterileri olacaktı ve dahası hemen hemen bir asırdır, hatta Yaşlı Took öldüğünden beri Shire'da böyle bir gösterinin görülmemiş olduğu hakkında bir söylenti de yayıldı. Bay Baggins'in geçmişi ve kişiliği bir kez daha muhabbetlerin baş konusu halini aldı.

Günler geçti ve o gün yaklaştı. Çıkın Çıkmazı’na uzun sakallı, uzun kukuletalı cüceler geldiler ve orada kalmaya başladılar. Eylül’ün ikinci haftasında Gandalf da onlara katıldı. Havai fişek taşıyan bir at arabasıyla gelmişti. Ertesi gün, başka arabalar da tırmandı Tepe'yi, ardından başka arabalar. Yerli esnaf bu işe homurdanmaya başlayabilirdi ama hemen o hafta Hobbitköy, Subaşı ve civardan tedarik edilebilecek her türlü erzak, eşya ve lüks şeyler için Çıkın Çıkmazı'ndan siparişler sel gibi akmaya başladı. Herkesin hevesi arttı. Takvimdeki günleri işaretlemeye, sabırsızlıkla postacıyı gözleyip davetiye beklemeye koyuldular.

Çok geçmeden davetiyeler de yağmaya başladı ve Hobbitköy postanesi kilitlendi. Subaşı postanesi boğuldu, gönüllü yardımcı postacılar işe çağırıldı. Tepe’ye doğru, “Teşekkür ederim, mutlaka geleceğim.” mesajının birbirinden kibar yüzlerce çeşidini taşıyan, durmayan bir postacı akışı oluştu. Çıkın Çıkmazı'nın bahçe kapısına bir ilan asıldı: “DAVETLE iLGiSi OLMAYANLAR GlREMEZ.” Aslında davetle ilgisi olan ya da ilgisi varmış gibi yapanlar bile içeri nadiren alınıyorlardı. Bilbo çok meşguldü. Davetiyeler yazıyor, cevapları işaretliyor, armağanları paketliyor ve kendi kendine gizli bazı hazırlıklar yapıyordu. Gandalf’ın oraya gelişinden beri, gözlerden uzak durmuştu.

Hobbitler bir sabah uyandıklarında, Bilbo'nun ön kapısının güneyindeki büyük çayırın çadırlar için kullanılan ipler ve direklerle dolu olduğunu gördüler. Yola doğru inen eğime özel bir giriş bölümü kesilip açılmış, buraya geniş basamaklar ve büyük beyaz bir kapı yapılmıştı. Çayırın yanında bulunan üç aile merakla olanları izliyor, hobbitlerin çoğu da olanlara gıptayla bakıyordu.

Çadırlar yükselmeye başladı. İçlerinde özellikle çok büyük bir çadır vardı. O kadar büyüktü ki, çayırdaki ağaç olduğu gibi çadırın içinde kalıyor ve tüm azametiyle bir köşede, şeref masasının başucunda yükseliyordu. Bütün dallarına fenerler asılmıştı. Bir şey daha vardı ki bu ağaçtan da cazipti. Çayırın kuzey köşesine kurulmuş, muazzam bir açık hava mutfağı. Çıkın Çıkmazı'na yerleşen cücelere ve tüm o diğer tuhaf ahaliye ek olarak, bir de civardaki bütün han ve aşevlerinden akın akın aşçılar gelmişti. Heyecan doruk noktasına vardı.

Sonra hava bulutlanıverdi. Bu, çarşamba günü olmuştu, partinin arifesinde. Endişe korkunç bir boyuttaydı. Derken, perşembe günü, Eylül’ün yirmi ikisi, nihayet geldi çattı. Güneş yükseldi, bulutlar yok oldu, bayraklar çözüldü ve eğlence başladı.

Bilbo Baggins buna bir davet demişti ama aslında bir eğlence harmanıydı bu. Yakın civarda yaşayan hemen hemen herkes çağrılmıştı. Shire'ın başka yerlerinden hatta sınırların dışından bile çağırılanlar vardı. Bilbo, davetlileri ve fazlalıkları bizzat kendisi yeni beyaz kapıda karşıladı. Girene çıkana hediyeler dağıttı. Hobbitler kendi yaş günlerinde başkalarına hediye verirlerdi. Hediyeler olağanüstü güzellikteydi. Hobbit çocukların benzerini ömürleri boyunca görmemiş oldukları oyuncaklar vardı. Hepsi çok güzel ve bazıları besbelli sihirli oyuncaklar. Hakikaten de oyuncakların birçoğu bir yıl önceden ısmarlanmış ve Dağ ile Vadi'den gelmişti. Gerçek cüce işiydi. Bütün konuklar tek tek karşılanıp, sonunda herkes kapıdan girince şarkılara, danslara, müziğe, oyunlara ve elbette ki yiyecek ile içeceklere geçildi.

Havai fişekler Gandalf’a aitti. Onları sadece getirmekle kalmamış, bizzat kendisi tasarlayıp yapmıştı. Ayrıca özel efektleri, kurgulu fişekleri ve roket filolarını da kendisi ateşliyordu. Hepsi de muhteşemdi. Kıvılcım saçan kuşların tatlı tatlı şakıyışlarını andıran roketlerden tutun da meydan muharebesinde savaşan bir ordunun haykırışı gibi bir haykırış ile aniden havaya fırlayan ve tekrar yüzlerce kızgın yılan gibi tıslayarak su içine düşen bir gümüş mızrak ormanına kadar her çeşit havai fişek vardı. Ve Bilbo'nün şerefine bir sürpriz. Aynen Gandalf’ın umduğu gibi, hobbitleri aşırı derecede şaşırtan bir sürpriz. Işıklar söndü. Büyük bir duman kütlesi yükseldi. Bu kütle uzaktan görülen bir dağ biçimini aldı ve zirvesi parlamaya başladı. Yeşil ve al alevler fışkırtıyordu, içinden bir ejderha uçuverdi. Gerçek boyutta değil ama korkunç derecede gerçeğe benzeyen bir ejderha. Ağzından alevler yükseliyor, gözlerinde şimşekler çakıyordu. Bir kükreme duyuldu ve ejderha tam üç kez şimşek gibi kalabalığın üzerinden geçti. Herkes başını eğdi, birçoğu da yüzükoyun yere kapandı. Ejderha bir tren gibi gelip geçti, bir takla attı ve kulakları sağır eden bir patlamayla Subaşı üzerinde infilak etti.

Bilbo bunun akşam yemeği için bir işaret olduğunu söyledi. O korkulu hava aniden yok oldu ve yüzükoyun yatmakta olan hobbitler ayağa fırladılar. Herkese yetecek mükellef bir sofra vardı, yani özel aile yemeğine çağrılmamış herkese. Bu özel davet, içinde ağaç bulunan o büyük çadırda veriliyordu. Davetli sayısı on iki düzine ile sınırlandırılmıştı. Davetliler Gandalf gibi akraba olmayan birkaç özel dosta ilaveten, Bilbo ve Frodo ile akrabalığı olan aileler arasından seçilmişti.

Yüz kırk dört davetlinin hepsi, her ne kadar ev sahibinin yemek sonrası nutkundan korkuyorlarsa da, hoş bir davet beklentisi içindeydi. Nitekim hayal kırıklığına uğramadılar. Son derece hoş bir ziyafet, hatta çok dolu bir eğlence oldu. Zengin, bereketli, çeşitli ve uzun süreli bir eğlence.

Ziyafetten sonra nutuk başladı. Misafirlerin çoğu artık köşeleri doldurmuş en sevdikleri içkilerini yudumluyor, en sevdikleri yemeklerden çöpleniyorlardı. Her şeyi dinlemeye hazırdılar.

“Sevgili millet!” diye başladı Bilbo. “Aziz Bagginsler ve Boffinler ve aziz Tooklar, Brandybucklar, Grubblar, Chubblar, Barınaklar, Boynuzüfleyenler, Toluklar, Belkuşaklar, lyikişiler, Porsukevler ve Ayağıkibirliler. Aynı zamanda, nihayet Çıkın Çıkmazı'na tekrar hoşgeldiniz diyebildiğim iyi yürekli Torbaköylü Baggins'lerim. Bugün benim yüz on birinci doğum günüm. Bugün yüz on bir yaşındayım. Umarım hepiniz en az benim kadar eğleniyorsunuzdur. Sizi çok tutmayacağım. Sizleri belli bir amaç için bir araya topladım. Aslında üç ayrı amaç nedeniyle. Her şeyden önce, hepinizden ne kadar çok hoşlandığımı, yüz on bir yılın böylesine mükemmel ve takdire şayan hobbitler arasında yaşamak için çok kısa bir süre olduğunu söylemek için. İçinizden en az yarısını, arzuladığımın yarısı kadar bile tanımıyorum ve yarınızdan azını hak ettiğinizin ancak yarısı kadar sevebiliyorum. İkinci amacım, yaş günümü kutlamaktı. Aslında yaş günümüzü demeliyim. Çünkü elbette, bugün varisim ve yeğenim Frodo'nun da yaş günü. Bugün rüştüne ve veraset hakkına erişiyor. İkimiz birlikte yüz kırk dört sayısına ulaşıyoruz. Sizin sayınız da bu harikulade toplama uysun diye ayarlandı. Aynı zamanda, eğer fi tarihine değinmeme müsaade buyurursanız, bugün benim bir varilin içinde Uzun Göl'deki Esgaroth'a varışımın yıldönümü. Gerçi o zaman yaş günüm olduğu gerçeği aklımdan çıkmıştı. O zamanlar sadece elli bir yaşındaydım ve yaş günleri o kadar önemli gelmiyordu bana. Gene de, ziyafet mükemmeldi. O zamanlar çok üşütmüş olduğum ve sadece "tok teşekkür ederin" diyebildiğim halde bunu hatırlıyorum. Simdi bunu daha düzgün bir biçimde tekrarlayabilirim. Verdiğim bu küçük ziyafete geldiğiniz için çok teşekkür ederim. Üçüncüsü ve sonuncusu, bir şey ilan edeceğim. Daha önce de söylemiş olduğum gibi yüz on bir yıl sizlerin arasında geçirmek için kısa bir süre olduğu halde bunun son olduğunu bildirmekten müteessirim. Gidiyorum. Şimdi ayrılıyorum. Hoşça kalın!”

Aşağıya doğru bir adım attı ve yok oldu. Gözleri kör edici bir ışık parlamış ve bütün konuklar gözlerini kırpıştırmışlardı. Gözlerini açtıkları zaman Bilbo görünürde yoktu. Yüz kırk dört tane hobbit, adeta dillerini yutmuş gibi sessiz sedasız oturuyordu. Derken birdenbire, birkaç derin iç çekişten sonra bütün konuklar hep bir ağızdan konuşmaya başladı. Genelde herkes şakanın kötü bir zevk ürünü olduğu ve konukları girdikleri şoktan kurtarabilmek için daha çok içecek ve yiyecek gerektiği konusunda hemfikir olmuştu. "Deli. Hep söylemişimdir." sözü belki de en çok tekrarlanan yorumdu.

Tek bir söz bile söylemeyen tek kişi Frodo olmuştu. Bir süre için Bilbo'nun boş sandalyesi yanında sessiz sedasız oturup bütün sözleri ve soruları duymazlıktan geldi. Elbette ki önceden bildiği halde bu şakaya pek eğlenmişti. Konukların hiddetli şaşkınlıklarına gülmemek için kendisini zor tutuyordu. Fakat aynı zamanda derinden derine rahatsız hissetti kendini. Aniden yaşlı hobbiti ne kadar çok sevdiğini fark etmişti. Frodo artık davetten uzaklaşmak istiyordu. Yeniden şarap getirilmesini emretti. Sonra ayağa kalkıp sessizce kendi kadehini Bilbo'nun sağlığına dikti ve çadırdan ayrıldı.

Bilbo Baggins'e gelince. O daha konuşmasını yaparken cebindeki altın yüzüğü ellemeye başlamıştı bile, bunca yıldır bir sır olarak sakladığı sihirli yüzüğü. Aşağı inerken yüzüğü parmağına geçiriverdi ve bir daha Hobbitköy'de hiçbir hobbit tarafından görülmedi.

Bilbo’nun ardından Frodo Çıkın Çıkmazı'na yerleşti. Bilbo için yas tutmayı reddetti. Ertesi yıl da Bilbo'nun yüz on ikinci yaş günü onuruna “Yüz-göbeği Şöleni” diye adlandırdığı bir davet verdi. Yirmi kişilik davette yiyecekler ve içecekler sular seller gibi aktı. Bazıları buna pek tepki göstermişti ama Frodo her yıl Bilbo'nun yaş günü davetini vermeye devam etti ve sonunda herkes bu âdeti kabullendi.


Yazar : Elrond
Bu yazı  4104  kez görüntülendi.
08.09.2014 21:23:17
A long expected party party
Yorum Yaz
Rumuz :  
Yorum :  
Yorumları Oku
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
Ağaçlar Savaşı
Kuytuorman içinde, Dol-Guldur ve Orman Diyarı arasındaki savaş.
Akraba Kıyımı
Noldor'un, Teler'i denizcilerini katletmesi.. Elflerin utanç olayı.
Angmar Savaşı
Cadı Kral'ın güçleri ile Dunedain arasındaki savaş
Azanulbizar Savaşı
Cüceler ve orklar arasındaki savaş.
Beş Ordular Savaşı
Erebor önlerinde 5 ordunun karşı karşıya geldiği savaş.
Dagor Aglareb (Muhteşem Savaş)
Dagor Aglareb, Muhteşem Savaş, Beleriand Savaşlar'nın üçüncüsüdür.
Dagor Bragollach (Ani Alev Savaşı)
Dagor Bragollach, Ani Alev Savaşı, Beleriand Savaşları'nın dördüncüsüdür.
Dale Savaşı
Yüzük Savaşı sırasında, Dale insanları, Erebor cüceleri ile Doğudölleri arasındaki savaş.
Dört Gözle Beklenen Davet
Bilbo'nun veda partisi.
Ferah Çayırlar Felaketi
Üçüncü Çağ’ın başlaması ile Sauron’un yenildiği haberi tüm Orta Dünya’da hızla yayıldı. Lakin bunu duymayanlarda vardı…
12
Ak Divan
Orta Dünya'nın Bilgeleri
Tüm Hakları Saklıdır © 2014-2019